Haber

Mehmet Uçum: Parlamenter sistem gerçekçi bir projeksiyon değil



Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, üç yılını dolduran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kriter dergisinin sorularını yanıtlayan Uçum, 16 Nisan 2017’de kabul edilen Anayasa değişikliğinin 24 Haziran 2018 seçimlerine hızla hayata geçirildiğini anlattı. Uçum, süreci şöyle özetledi: “9 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devreye girdi ve aynı gün kabine görevlendirmeleri yapıldı. Yani hükümetin kuruluşu açısından baktığımızda, seçim akşamı yürütmenin belli olduğu bir sistemden söz ediyoruz. Tek partili hükümetler döneminde bile bir buçuk aya yakın sürede kurulan hükümetler biliyoruz. Burada 16 günde hem yeni sistem devreye alındı hem kabine kuruldu hem de sistem çalışmaya başladı.”

“SİSTEMİN ABD MODELİNDEN FARKI”

Hükümet reformu ile birlikte idari reform da yapıldığını kaydeden Uçum, reformların ihtiyaç göre devam edeceğini söyledi. Sistemin ABD modelinden farkına dikkat çeken Uçum, “Bunlardan biri değindiğimiz eş zamanlı seçimdir. ABD modelinin revizyonu ile ilgili tartışmalarda da eş zamanlı seçim meselesi son 50 senedir çok ciddi gündemlerden biri olmuştur. ABD’deki farklı zamanlı seçimin oluşturduğu bir problem var. O problem topal ördek. Yani kongrenin senato ayağı ya da temsilciler meclisi ayağından birisinin başkanın destekçisi olmaması kısmen sorun doğuruyorsa da ikisinin birden başkanın karşısında bir pozisyon alması tam bir tıkanıklık üretiyor” dedi.

“BAŞKANLIK SİSTEMİNİN ESASI BU”

“Bir sistemin demokratik olup olmadığının ölçütü, sistemin kuruluşunda halk iradesinin ne kadar belirleyici olduğuyla ilgilidir” diyen Uçum, sistemin tekçi olduğuna yönelik eleştirilere de şu yanıtı verdi: “Burada kastedilen şey yürütme görev ve yetkisinin başkana ait olması ise zaten başkanlık sisteminin esası budur. Yani Anayasanın 8. maddesi yürütme görev ve yetkisini cumhurbaşkanına veriyor… Şimdi bu manada monist sistem deniyorsa, bu eleştirilebilecek bir şey değil. O zaman ben de şunu soruyorum: başkanlık modeli gayrı meşru bir model midir ki buna karşısınız? Bir tercih yapabilirsiniz. Başkanlık modeli, yarı başkanlık modeli ve parlamenter model arasında parlamenter sistemi seçebilirsiniz. Ama siyaset teorisi ve hukuk açısından meşru olan diğer hükümet modellerine anti-demokratik diyemezsiniz. O zaman siz demokrasiyi parlamenter modelle sınırlandırıyorsunuz demektir. Demokratik hükümet modelleriyle bağdaşır mı bu yaklaşım?”

“MECLİS ESKİSİNDEN DAHA GÜÇLÜ”

Yeni sistemde meclisin eskisine göre daha güçlü olduğunu kaydeden Uçum, “Çünkü kanun yapma tekeli artık meclisin elinde. Geçmişte, özellikle tek parti hükümetlerinde meclisten çıkan kanunların yüzde 99’unun hükümetten gelen kanun tasarıları olduğunu herkes bilir. Bugün ise sadece bütçe kanun teklifi ve kesin hesap kanun teklifini cumhurbaşkanı yapabilir. Bunun dışındaki bütün teklifler milletvekilleri tarafından yapılmak zorunda” diye konuştu.

“YÜRÜTME CUMHURBAŞKANINDA”

Kabinenin de eski dönem alışkanlıkları ile değerlendirildiğini kaydeden Uçum, “Cumhurbaşkanının kolektiflerinin içinde yer alan her çalışanın fonksiyonu bir diğerine eşittir. Yani kabine, başkanlıklar, ofisler fonksiyonel olarak birbirine eşittir. Çünkü bütün bu icracı kolektifler, cumhurbaşkanının programını hayata geçirmek üzere sorumluluk altında olan kişilerden oluşan yapılardır. Statüleri farklı olabilir. Fakat statü farkı, fonksiyon eşitliğini ortadan kaldırmaz. Geçmişteki bakanlar kurulu zaten heyet halinde çalışırdı, herkesin oy hakkı vardı. Başbakan da eşitler arasında birinciydi. Dolayısıyla her bir bakan siyasi karar verme gücüne sahip bir mercide bulunuyordu Bugün kabine, cumhurbaşkanın kabinesidir ve yürütme üyeliği gibi bir kavram yoktur. Geçmişte var mıydı? Vardı. Bakanlar Kurulu üyeliği. Bugün yürütme cumhurbaşkanıdır. Diğer herkes cumhurbaşkanın yardımcılarıdır. Bunu geniş anlamda, fonksiyon anlamında diyorum. Statü anlamda tabii tek bir yardımcısı var, o ayrı. Şimdi, kabine siyasi yardımcılık açısından daha fazla öne çıkar. Başkanlıklar teknik yardımcılık açısından daha fazla öne çıkabilir. Ofisler de öyle. Kurullar da zaten istişare mekanizmaları olarak yer almaktadır. Bu açıdan bakıldığında atanmışlar ‘onu yapamaz, bunu yapamaz’ gibi eleştirilerde, aslında çok ciddi bir açmaz var. Hem bir yandan tek adam rejimi diyorsun hem de cumhurbaşkanının kendi görevlendirdiği kişilerle ortak faaliyet yürütmesinin önüne geçmeye çalışıyorsun” ifadelerini kullandı.

“ERKEN SEÇİM ESKİ ALIŞKANLIK”

Erken seçim tartışmalarının da parlamenter sistem alışkanlıklarıyla yürütüldüğünü kaydeden Uçum, “Parlamenter sistemde erken seçimin bu kadar çok gündeme gelmesi, hükümetin parlamentodan çıkmasıyla ilgiliydi. Dolayısıyla hükümetin her an düşürülebilir olması, koalisyon hükümetlerinde her an çatışma çıkabilir olması sebebiyle erken seçim bir çare olarak her zaman gündemde tutulan bir meseleydi. Bugün beş yıllık, halk tarafından seçilmiş olan bir yürütme var. Bugün hangi şartlar oluşursa oluşsun parlamenter sistemdekine benzer şekilde erken seçim gerektiren bir durum oluşmaz. Ama o alışkanlık burada ortaya çıkıyor. O alışkanlık işte bakanlıklara bakışta, atanmış seçilmiş ilişkisinde, geçmişteki gibi siyasi bürokrasi arayışında ortaya çıkıyor” dedi.

“BİR BAKANIM VAR MI?”

Eski ile yeni karşılaştırmasına devam eden Uçum, “Şimdi, parlamenter sistemde bir tane bakanın değişmesi siyasetin gündemini o işin başından sonuna kadar kilitler miydi kilitlemez miydi? Çünkü başbakan cumhurbaşkanına gidecekti, şu olacaktı bu olacaktı, aman niye ayrıldı vs. tartışmaları olacaktı… Bu yeni sistemde biliyorsunuz bir tane bakan sessiz sedasız görevden alındı yerine yeni bir bakan atandı. Kimse farkında bile olmadı değil mi? İstifalar oldu, Türkiye’de bir hükümet problemi, bir hükümet krizi ya da o döneme ilişkin bir yürütme problemiyle karşı karşıya kaldık mı, kalmadık” diye konuştu. Bakanlıklar arasındaki eşgüdümün geçmişten daha yüksek olduğunun altını çizen Uçum, ekonomi yönetiminde, pandemi ve terörle mücadelede bunun etkisinin görüldüğünü kaydetti.

“YENİ BİR SİYASİ PARTİ PRATİĞİ”

Siyasi partiler ve seçim kanunları ile ilgili tartışmalara da değinen Uçum, “Siyasi partilerin işleyişi açısından, demokratik yönetim esasına dayalı olarak yeni düzenlemeler yapılması söz konusu olabilir. Yani, siyasi partilerin kendi içişlerinde kendi tüzüklerinin daha etkin ve güçlü olduğu bir siyasi partiler hukuku gündeme getirilebilir. Bu yanıyla demokratikleşme açısından siyasi partiler hukukunda değişiklik yapılmasının ben gerekli olduğunu düşünüyorum. Ama bu zorunlu bir uyum mudur, değil midir? Bizim siyasi partiler artık parlamenter sistemin siyasi partileri olmadığını anlamalılar. Dolayısıyla başkanlık sisteminin siyasi partisi nasıl olursa, ona uygun bir siyasi parti pratiği de geliştirmek zorundalar” dedi.

“KARAR ALMA İSTİKRARI”

Seçim hukuku konusunun ise farklı olduğuna dikkat çeken Uçum, “Seçim hukukunda şöyle bir şey var, tabii meclis seçimleri açısından söylüyoruz. Meclis seçimleri açısından yüzde 10 barajı bana göre parlamenter sistemin ürettiği bir mekanizmaydı. Çünkü yüzde 10 barajının gerekçesi, yönetimde istikrar ilkesiydi. Bu da normaldi çünkü hükümet meclisten seçiliyordu. Gerçi o bile derde deva olmadı, biliyorsunuz ANAP döneminden sonra AK Parti’ye gelinceye kadar sürekli koalisyon hükümetleri oldu. Şimdi sistem değişti, artık yönetimde istikrar, meclisin kurucu ilkesi olmaktan çıktı. Meclisin kurucu ilkesi, şimdi temsilde adalet ve karar alma istikrarı olmak zorunda” diye konuştu.

“YÜZDE 5 YETERLİ GÖRÜLEBİLİR”

Karar alma istikrarına dikkat çeken Uçum, şöyle devam etti: “Minimalin temsili nasıl bir haksa, meclis gücünün dağılmaması da öyle bir gerekliliktir. Şimdi siz meclis gücünü dağıtırsanız salt çoğunluk gerektiren, nitelikli çoğunluk gerektiren konularda meclisin karar almasının önüne geçmiş veya minimal temsile makro güç vermiş olursunuz. Dolayısıyla ister istemez mecliste karar alma istikrarını sağlayabilecek bir tedbire ihtiyaç var. O yüzden ben, bir barajın gerekli olduğunu düşünüyorum ama bu barajın gerekçesinin artık yönetimde istikrar değil, karar alma istikrarı olduğunu ve bu barajın bana göre yüzde 5 olmasının sistemin iç tutarlılığı açısından uygun olduğunu düşünüyorum. O konudaki gerekçem de şu; nasıl ki cumhurbaşkanı adayı göstermek için siyasi partilerin son meclis seçimlerinde tek başına veya birlikte yüzde 5 oy almış olması yetiyorsa, Mecliste temsil edilmek için de yüzde 5 yeterli kabul edilebilir.”

“DEMOKRATİK ETKİLEŞİM İÇİN”

Seçim bölgeleri meselesinin tartışma konusu olması gerektiğini savunan Uçum, “Bir seçim bölgesinde ne kadar az milletvekili çıkarsa seçmenle milletvekili arasındaki ilişki o kadar güçlü olur. Bu da demokrasinin gereklerinden birisidir. Seçmenin seçtiği kişiye taleplerini doğrudan iletebilmesi, hesabını sorabilmesi bakımından bu gerekli. 98 milletvekili seçilen bir seçim bölgesi olmamalı, bu seçmen – seçilen ilişkisini anonimleştiriyor, oysa seçmenle milletvekili arasındaki ilişki ne kadar bireyselse demokratik seviye o kadar yüksek olur. O yüzden seçim bölgesi tercihinde ne kadar az milletvekili çıkacak şekilde seçim bölgeleri planlanırsa, seçmenle seçilmiş arasında olan ilişkinin demokratik etkileşim boyutu da o kadar güçlü olur” dedi.

“HALKIN CEBİNDEKİ İKİ OY”

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” ile ilgili taleplerin hatırlatılması üzerine Uçum, “Eski sisteme geçmek demek doğrudan halkın yürütme seçme hükümet kurma hakkının ortadan kaldırılması demek. Halkın cebinde iki tane oy var. İkisi de güçlü oy, birisiyle meclisi diğeriyle hükümeti belirliyor. Siz olağan koşullarda halka ben o iki oydan birini senden geri alacağım derseniz bu halkın demokratik kazanımlarının geriye gitmesi anlamına geldiği için halktan ona alamazsınız. Yani halk durduk yere cebindeki demokratik gücü çıkarıp vermez” diye konuştu.

“GERİYE DÖNÜŞE İZİN VERİLMEZ”

Oy gücünü en etkili kullanan milletlerden biri olduğumuzun altını çizen Uçum, halkın bu değişikliğe onay vermeyeceğini belirterek şu tespitleri dile getirdi: “Demokratik bilinç açısından söylüyorum, geriye dönüşe izin vermez. Teknik açıdan da bu problem. Nasıl olacak? Yani şimdi deniliyor ki bir cumhurbaşkanı adayı belirleyeceğiz. Onunla protokol yapacağız, o seçildikten sonra parlamenter sistem açısından gerekli geçiş sürecini yönetecek. Halk hükümet faaliyeti yerine geriye dönüşü sağlayacak bir kişiyi tercih etmez. Çünkü hizmetlerin aksayacağını düşünür.”

“GERÇEKÇİ PROJEKSİYON DEĞİL”

Uçum, konunun teknik olarak da güçlüğüne dikkat çekti: “Cumhurbaşkanlığını kazanacaklar, yetmez. Mecliste de 360 milletvekili kazanacaklar, sonra anayasa değişikliğine gidilecek, sonra tekrar halka gidilecek. Önce iki tane seçim yap. Sonra referandum yap, halk bunu kabul ettikten sonra tekrar meclisi ve cumhurbaşkanı seç… Üst üste seçimler, en fazla iki yılda en az beş seçim. Bu son derece irrasyonel bir senaryodur. Dolayısıyla ben parlamenter sisteme dönüş meselesini tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı siyasi projenin bir söylemi olarak düşünüyorum, gerçek bir hedef olarak tanımlanmadığını görüyorum. Kaldı ki güçlendirilmiş parlamenter sistem dediklerinde getirdikleri yeni bir şey yok. Kurucu/ yapıcı güvensizlik oyu dışında, o da aslında bir krizin kanıtından başka bir şey değil. Yani diyorlar ki ben başarısız olmuş bir hükümeti düşürmek için onun yerine gelecek hükümet konusunda anlaşacağım, eğer anlaşırsam hükümeti düşüreceğim. Anlaşamazsan demek ki başarısız olmuş bir hükümete ülkeyi mahkum edeceksin. Ya da düşük oyla hükümet kurma, yüksek oyla hükümet düşürme imkanı getirmek. Tüm bunlar parlamenter sistemdeki hükümet krizleri bakımından itiraftır. Dolayısıyla yeni söylenen bir şey yok ve gerçekçi bir siyasi projeksiyon da değil. Onun için ben başarılı olacaklarını düşünmüyorum.”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
instagram takipçi hilesi organik takipçi satın al bayan takipçi satın al takipçi satın al instagram beğeni arttırma instagram takipçi satın al ege tülek takipçi satın al takipçi satın al Takipçi kasma hilesi Ücretsiz Video İndir porno izle takipçi satın al tarot fal baktır